Dünkü Ve Bugünkü Çin
Çin Asya ve Afrika ya da Amerika’daki birçok ülkenin yaşadığı işgal ve sömürülme sürecini yaşamamıştır. Ancak zorlanmış, talan edilmiş, düzenli şekilde güçlü devletlerce pay edilmiştir. Çin bu cehennemi hayatı yaklaşık bir buçuk asır sürmüş ve nihayet 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyetinin kurulmasıyla cendereden çıkmıştır.
19’uncu asır öncesi:
Çin 18’inci asrın ortalarından itibaren Kanton limanı üzerinden Batı dünyası ile arasında ticaretin altın dönemini yaşamaya başlar. Öncesinde1557 de başlayan Portekizliler ve 1700’ü yıllarda Hollandalılar ve İngilizler ile ticari ortaklık söz konusudur. Bu dönem Çin-uluslararası ticaretinin ana ürünleri altın, çay, pamuk ve pamuklular üzerine şekillenir. Özellikler İngiliz tüccarların başı çektiği Avrupalı tüccarlar bu alış verişi yaparken bu yoğun ticaretten Çin halkının pek haberi olmaz Çünkü ilişkiler daha çok Çinli tüccar kumpanyası üzerinden yürütülür. Bu kumpanyalara Co-hong adı verilir. Çin’de daha önce değinildiği gibi sermaye birikimi ve kredi mekanizması olmadığı için Avrupalılar ticaretin boyutunu arttırmak için Çinli tüccarlara borç verirler. Onlarda bunu paylaşıp kendi hesaplarına borç verirler. Böylece imparatorluğun en uzak eyaletlerini ürünlerini bile bu ticaretin içine sokarak çok modern finans şebekeleri oluşturulmak istenir. Bu Avrupa’nın bir ülkeye ticari açıdan sızma amaçlı kullandığı en yaygın metottur. Bu sayede her yolculukta tüccarlara borç vermek demek, bir sonraki yolculuğun navlununu peşin almak ve piyasadan öncelikli alım yapmak anlamına gelir.
19’uncu yüzyıl:
19’uncu asır ile her şey değişmeye başlar. Artık büyük bir güce kavuşan Avrupa çok talepçi olmaya başlar. Örneğin Hindistan’ı işgal etmiş olmasının sağladığı avantajlara yaslanan İngiltere, kaba sert müdahalelere başlar. Bu yeni hamlelerin Çin açısından doğurduğu sonuçlar hanesinin ilk başlığı felaketler olmuştur.
Afyon savaşları adı verilen 1840/1842 mücadelesinin sonucu felakete ek 5 yeni limanın Nankin anlaşmasıyla Batılı ülke tüccarlarına açılması olur. Tay-ping ayaklanması başarısız olunca 1860 yılında Batılı askeri kuvvetler yeniden ülkeye girer ve ek 7 limanın daha kendilerine açılmasını kabul ettirirler. Gerisi çorap söküğü gibi gelir artık. Ruslar, Deniz eyaletini ilhak ederek burada Vladivostok limanını kurarlar. 1894-195 1.Çin Japon savaşında Kore yitirilir. Ruslar Mançurya’ya yerleşir. 1904-1905 Japon savaşında da Rusların elde etmiş olduğu bazı imtiyazlar Japonlara geçer. Japonlar, 1.Dünya savaşında da Çin’i tırtıklamaya devam eder; Almanların özellikle Şantungda elde ettiği avantajların bir kısmını devralır. Böylece 1919 yılına gelindiğinde Çin sınırlarının içindeki büyük alanlarda bile Batılılar ve Japonlar, serbestliklerden ve ayrıcalıklardan, en bilineni uluslararası Şanghay imtiyazı olan imtiyazlardan yararlanmakta; demiryollarını ve gümrüklerin bir bölümünü kontrol eder hale gelirler. Büyük devletler, Çinin çeşitli yerlerinde kendi postanelerini kurar, bankalarını açar. Ticari ve endüstriyel veya maden şirketlerini devreye sokarlar. (Bu size bir şeyler hatırlatıyor mu? Aaaa bizde de benzer gelişmeler yaşanıyordu diyor musunuz).Bunlar artık kendi vatandaşlarını Çin’de kendi konsolosluklarında yargılar oldular- Aynı Osmanlı uyruğu iken yabancı ülke vatandaşı olup suç işleyince İngiliz konsolosluğuna sığınanlar gibi- Bu devletlerin 19014 Çin’deki yatırım tutarı 1.610 milyon dolara yükselir. Bu yekûnun 219 milyon doları Japonlara aittir.
Felaketler ve imtiyazlar ile işgalin bir başka sayfası da1901’de şekillenir. Sekiz büyük devletin birlikte harekâtı başkentin ele geçirilmesiyle gerçekleşir. Pekin’deki yabancı elçiliklerle etrafına şev çekilerek içine hiçbir Çinlinin inşaat yapmasına izin verilmez. “Pekindeki kordiplomatik, hukuken olmasa bile fiilen Çin’in işleri üzerinde sıkı bir himaye veya hiç değilse, Çin hükümeti üzerinde fiili bir denetim kurar. Benzer bir evreye Osmanlı devleti Mondros mütarekesi ile 1918’de girer.
Bu ekonomik parçalanmaya aynı zamanda geniş çaplı kültürel ve dinsel istila eşlik eder. Çin haklı olarak “eşitsiz anlaşmalar” adını verdiği anlaşmalar döneminde bedeni ve ruhu itibariyle istilaya uğrar.
Çin bu yabancı boyunduruğundan kurtulmak için Batılılaşma veya modernleşme reçetesini ıslahat ve özgürleşme gibi kavramlarla gerçekleştirir. Bu çabalar bir gecede gerçekleşmez çıraklı dönemi zahmetli geçer. Bu sürecin ilk evrelerini Tay Ping Ayaklanması ve Boxerlerin Hareketi oluşturur.
1850 yılından 1864 yılına kadar sürecek 14 yıl boyunca ayrılıkçı bir hükümet kuran Tay Pingler, milliyetçi ve yabancı düşmanı olurken bir yandan da Çin’in eski toplumsal ve siyasi geleneklerine saldırmaya kalkar. Örneğin köleliği ilga ederler. Kadını özgürleştirirler. Çok eşliliği ve küçük kalsın diye ayak sarma uygulamasını kaldırırlar. Yüzeyselde olsa teknik ve endüstriyel bir modernleşme yönünde fikirler yürütürler. Tay Pingler, tarımsal devrim adıyla toprak sahiplerini kolektifleştirme toluyla devre dışı bırakmayı dener. Sonuca dair tarihe düşülen not, başarıları kalıcı olamamıştır yargısı olur. Eh Osmanlı imparatorluğu da eş zamanlı olarak Tanzimat ve sonra ıslahat Fermanı başlığı uygulamaları adı altında çok yönlü kendince bir şeyler yapmaya çalışmaktadır.
Boxer hareketi ise esrarlı ve korku verici ayinleriyle yabancı düşmanlığı güden gizli bir derneğin faaliyetlerinden ibarettir. Çin imparatoriçesi Ts’ö- Hi belki Boxer derneğiyle gizli bir anlaşma halinde “Yüz Gün” adıyla bilinen ıslahat hareketlerini gerçekleştirmeye gayret eder. Bu ıslahat hiç değilse kâğıt üzerinde Çin kurumları ve ekonomisindeki gerçek bir ıslahatın temellerini atar. Bu son girişimin faturasını da sekiz büyük devlet 1901’başkenti askeri işgal ederek ödetir Çin’e.
Çin anlar ki içeride ıslahat ve özgürleştirme ana başlıkları altında belirlenecek alt maddeler üzerinde başarılı olmak için öncelikle Batı faktöründen kurtulmak Batı’nın bilim ve tekniklerini öğrenmek gerekmektedir. Bu öğrenim ayağını, Batılılarla temasta olan ve yabancı ülkelerde dolaşan iş burjuvazisine bağlı bir kaç genç entelektüeller ve Mançu saltanatının son yıllarında açılan modern okul ve üniversitelere giden, sayıları çabucak çoğalan fakir öğrenciler iş edinirler. Bu sıralarda bir dizi dernekler kurulur. Kimisi samimiyetle cumhuriyetçiliği kimisi imparatorluk rejimi yanlısı olarak faaliyet gösterirken, Çin’in kalkınmasından ve köklü reformlardan yana ortak irade beyan ederler.
Çin’in ilk devrimci hareketi Sun Yat-Sen Hareketi:
SunYat-Sen, Tung eyaletindeki bir köyde doğmuş öğrenimini hekim olarak tamamlamış ve uzun süre yurt dışında yaşamış bir entelektüeldir. 1866 doğumlu olan bu lider, 1905 yılında Tokyo’da Cumhuriyetçi Birliğin başkanı olur. Bu devrim Mançu Hanedanını 19011 yılında devirse de ömrü kısa olur. 1916 senesinde yerini General Çe-Kay’a bırakır.
Çe-Kay 1912 tarihli özgürlükçü anayasayı askıya alır. Çin hızla anarşiye yuvarlanır. Askeri eyalet valileri, mümkün olduğunda kazanç sağlamak amacıyla yerel eşraf ile işbirliği yaparlar. Bunlar Çin’in acımasız efendileri haline gelirler. Sun Yat-Sen ise yeniden sürgün edilir. Sürgünde Ko Min Tang yani Devrim partisini kurar.
Çin Devrimi 1949. : Çin’in devrime kadar yaşadığı kaza ve dramlar dizisi, 1949 yılına kadar sürecektir. Afyon savaşı ile başlayan bu süreç 1949 yılında tamamlanıp Çin Devrimi gerçekleştikten iki yıl sonra Çinli bir akademisyen “Artık yeniden Çinli olmaktan yeniden iftihar edebiliriz” der.
Eski rejim sahip olduğu tüm geleneksel ve donmuş yanları itibariyle değişir. “Sedef veya kristal düğmeli Mandarinler hiyerarşisi, Güneş’in Oğlu ‘nun imparatorluk tahtına altın kaplama fırçayla düştüğü Anılar ayini, işlemeli kıyafetlerle kabul edilen şikâyet dinlemeler” artık sona erer. Beraberinde Batılıların ve Japonların akla sığmayan ayrıcalıkları da ellerinden alınır. Sorgulanmaya başlanan yapılar binlerce yıllık köklere sahip olduğundan yaşanılan bunalım daha ağırlaşır. Bunalım ağırdır ancak söz konusu yapıların tamamen tahribi mümkün olmaz. Özellikle de Çin yeniden kendini inşa ederken tamamen kendisine ait olan düşünce ve hassasiyet biçimlerine sadık kalır.
Yeni deney çok yönlü bir toplumsal, ekonomik, siyasal, entelektüel ve ahlaki düzenlemeler çabasıdır. Hamleler gerçeğe dönüşürken şeyleri, insanları, sınıfları ve mümkün olursa dış dünyayı, Çinlilerin iradesiyle yaratılan yeni bir duruma tabi kılmak söz konusudur.
1952 yılında 572 milyon olan Çin nüfusu1961 yılında 965 milyona ulaşır. Ortalama binde kırklık bir nüfus artış hızı, hayat düzeylerinin yükselişini önceden sınırlandırıcı hatta onu tehdit edici bir etki yaratır. Fakat bu dezavantaja rağmen 1942-1962 yılları arasında gerçekleştirilen ekonomik büyüme baş döndürücü olur. Bu ritim kabaca sıfırdan yola çıkan bir ekonomiye aittir. Çünkü lokmaları ikişer ikişer geç kalanların ayrıcalığıdır. Rakamla ifade etmek gerekirse gelişme endeksi 1952’de 100 iken ilerleyen her yıl için sırasıyla 114, 128, 145 gibi yükselen bir eğilimle 1959 yılında 249’a çıkar. Çelik üretimi milyon ton olarak 1949’da 0.16,1952’de 1.3,1960 senesinde 18,4 olur. Kömür üretimi 1949 senesinde 32 milyon tondan 1960 yılında 425 milyon tona çıkar. Benzer yükselen değerler ekonominin pamuklu kumaş, tahıl, patates, demiryolu yapımı hidroelektrik veya termik santral inşa sahalarında da görülür.
Bu başarının sırrı nedir, nasıl gerçekleştirilmiştir?
Bu sonuçlar, insanüstü bir çaba gösterilerek, sadece siyasal heyecana ve zorunlu çalışmaya zorlaması değil, aynı zamanda yeniden biçimlendirilmesi de söz konusu olan devasa Çin toplumunun hizaya sokulması sayesinde elde edilir.
Değişenler kimlerdir?
- Tüccarlar. Avrupalılarla ticari ilişkilere aracılık yapan o zengin tüccarlar ortadan kaldırılır, yalnızca bir ticaret burjuvazisi haline dönüştürülürler. Buradaki konumları da sallantıdadır.
- Köylüler. 30 Haziran 1950 toprak yasasıyla büyük toprak sahipleri ve büyük köylülük, aniden ortadan kaldırılır. Yerlerinde kalan orta çaplı köylüler bir kısım mal varlıklarını kaybederler. Sonuçta her köylüye 0,15 dönüm arazi verilir. Bu küçük toprak parçası 600 milyonluk toplam nüfusunun 500 milyonu kırsalda yaşayan Çin açısından eşitlikçi bir mikro mülkiyetin ortaya çıkması demektir. Bu hamleyi kolektifleştirme ve kolektif çiftliklerin kurulması adımı takip eder. Kolektif çiftliklerde birkaç yüz köylü bir araya getirilirler. 1958’de nüfusları 20 bine değin çıkan kır komünleri kurulur. İki yıl sonra kır komünlerinin yerini 20 Kasım 1960 günü üretim komünleri devreye alınır. Kır komünleri ayrıcalıklarını ve görevlerini yitirirler.
- İşçiler. İşçiler kendi kulvarlarında örgütlenmeye tabi tutularak zaptu rapt altına alınırlar. Ek olarak insanüstü bir çalışma performansına yönlendirilirler ve bu atılım aktif propaganda faaliyetleriyle desteklenir. Seyirlik rekabet ve sloganlar ortaya çıkartılır. Örneğin “daha hızlı daha iyi, daha ekonomik”,; “Bir gün yirmi yıl ve bir yıl bin yıl değerindedir”; 1958, bin yıllık bir süre için yapılacak zor mücadelenin üç yılından ilki olacaktır” gibi.
- Entelektüeller, üniversite öğrencileri ve parti üyeleri.
Öğrenciler hep tevazuya, disipline yöneltilir. Aynı zamanda kırlarda ve fabrikalardaki el işlerine mecbur bırakılırlar.
Parti üyeleri için tasfiye ve öz eleştiri uygulamaları devreye alınır. Çeşitli anti kampanyaları hayata geçirilir. Örneğin “anti yolsuzluk, anti israf ve anti kırtasiyeciliğe karşı olunuz“ ; “ devlete karşı hile yapmama, devletin ekonomik sırlarını çalmama, maliyeyi zarara sokmama “ kampanyası. Bu kampanyalar devasa çalkantılara, intiharlara çok sayıda acımasız mahkûmiyet kararlarına yol açar.
Entelektüeller ve üniversite hocaları da bu süreçten tabi ki nasiplenirler. Yüz Çiçek adıyla bir eleştiri dönemi başlatılır. Fakat bu Yüz Çiçek kampanyası bir ilkbahar mevsimi kadar bile sürmedi. 8 Mayıs-8 Haziran 1957 tarihlerinde Kısa bir ay boyunca şiddetle açılar. Sonra takibata uğradılar. Çok sayıdaki kişi, beyanatlarının sonucunda yer ve mevkilerinden oldular. Başarının bir başka etkin halkası, propaganda ile Çinli vatandaşlara, radyo, basın ve sözlü nutuklar ile yön vermedir. Propagandaya eş olarak gereken performansı göstermeyen veya ayak direyenlere karşı ise alay etme, şiddet karışımlı aşağılayıcı eleştiri, çalışma yoluyla yeniden eğitim amaçlı bir bölgeye gönderilme yöntemleri kullanılır.