Din ve inançla ilgili olarak bu güne kadar birçok belgesel, tartışma programı izlediniz ya da kitap makale vs okudunuz.
Mezhep, tarikat, mezhep kavgaları, devletlerarası ilişkilerde din ve inancın etkileri gibi konulardan o veya bu şekilde haberdarsınız.
Bu satırların sahibi mesela yakın zamanda Büyük Selçuklular ve Mezhep Kavgaları adlı Seyfullah KAYA’nın eserinden mezhepler kaça ayrılır ile başlayan ve Büyük Selçuklu yöneticilerinin farklı mezheplere bakışlarını ele alan ilginç ve değerli bilgiler edindi. Yakın zamanda mezhep ve mezhep kavgaları konusuyla okuma yaparken bildiğim ama hep aklımda olan bir başlığa eğildim.
Tanrının Kural Tanımaz Kulları.
13’üncü ila 16’ıncı asırlara ait İslam dünyasında var olmuş yayılmış kural dışı günah işlemeden yaşama ve Allah rızasını kazanma amaçlı bir garip yaşantı tercihi çıktı karşıma.
Miladi 12’nci yüzyıl ortalarında 1152 yılında acayip görünümlü bir zâhid, Doğu Afganistan’daki Gazne hükümdarı Mu’izzu’devle Hüsrev Şah’ı ziyaret ederek sadaka ister. Yalın ayaklı, kara bir keçi dersi örtünmüş bu zat başına aynı deriden boynuzlarla süslü bir börk giymiş haldedir. Elinde halka, delik âşık kemikleri ve ufak yuvarlak çanlarla bezeli bir değnek taşımaktaydı. Hüsrev Şah, zâhid’in isteğine olumlu yanıt vererek hayır dualarını alır.
Hikâye böyle başlar. Sonra 1307-1308 yıllarında Anadolu’da ve İran’da Gazne hükümdarına çıkıp sadaka isteyen zata çok benzeyen birçok zâhid görülür. Hepsi Barak Baba adlı bir şahsın etrafında toplanmışlardır.
Barak baba etrafındaki müritleriyle beraber Suriye’ye gelir. Başının iki yanında manda boynuzu takılıdır. Kırmızımsı bir sarık taşımaktadır. Saçı ile bıyıkları uzun sakalı ise kökten kazılıdır. Yanında bir nefîr bir de derviş kâsesi vardır. Hiç servet biriktirmez…
Barak Baba’dan bir asır sonra 25 Mayıs 1404’de İspanyol gezgin Ruy Gonzales de Clavijo, Erzurum’dan geçerken “Deliler kenti “ adlı bir yerden geçer.( İsim de ilginç atalarımız yerinde bir tespit ve teşhisle Deliler kenti demişler. O aslında deliler köyüdür da mahallesi. Neyse gezgin o kadar Türkçeye hâkim değilmiş herhalde.) Notlarına şunları ekler:
Bu dervişler saç ve sakalını kesiyor ve neredeyse çıplak dolaşıyor. İster soğuk ister sıcak olsun sokaklarda dolaşır, yürürken de yemek yerler ve bütün gittikleri, ellerine geçirebildikleri yırtık b pırtık bez parçalarıdır. Gece gündüz ellerinde defleriyle dolaşırken ilahi söylerler. Zaviyelerinin kapısının yukarısında, üzerinde hilal biçiminde bir süsü olan kara yün püsküllerden bir sancak görülür. Bunun altına bir sıra halinde dizili geyik, keçi ve boynuzlar vardır. Ayrıca sokaklarda dolaşırken bu boynuzları süs olarak taşımak adetleridir…
Afganistan’da zuhur eden bir zâhid,250 yıl sonra Anadolu’da…
Kuralları karşıtçılık. İslam dininin ibadetlerine tam bir ilgisizlikleri söz konusu. Namaz kılmıyor oruç tutmuyorlar örneğin. Namazı günde 4 defa “Allahü ekber” diyerek yerine getirmiş addediyorlarmış kendilerini. Tabi malsız mülksüz bir hayatı esas amaç edindiklerinden zekât ve hac ile ilgileri hiç yok.
Açıkça rezil ve topluma karşı adetler edinerek dini hükümlere ruhen karşı duruş sergilemişler. Çahar darb dedikleri dörtlü tıraş onların dış görünüşlerinin formüle hali: Saç sakal kaş ve bıyıkların tıraşlı olması. Bu uygulama Kalenderîlerin işareti iken Celaliler ile Rum Abdâlları ve Şems-i Tebrîzîlerce benimsenirken Haydarîler ve Câmiler sakallarını kesmiş ama bıyıklarını uzatmışlar. Başka bir karşıt duruş ve ortak özellikleri daha var: Uyuşturucu bağımlısılar. Kenevir yaprağı veya esrar kullanıyorlar.
Bu dervişlerin stratejisi, önemli dini kavramlara, özellikle benin yokluğuna kavuşması, yoksulluk, tanrının görünmesi, ermişlik gibi tasavvufî kavramlara kökten yorumlar getirmekmiş. Derviş ölmeden önce ölen bir kişi olarak kendini kabul ediyor. Dünyevi istek ve emellerden kurtulmayı gaye ediniyor.
Bu dini ve toplumsal norm karşıtı topluluklar Anadolu’da sadece Erzurum’da görünüp yok olmuyorlar. Pirleri var biri İran biri Şam’da ortaya çıkmış. Hindistan’a da gitmeyi ihmal etmemişler nasıl olsa o zamanlar pasaport uygulaması yok. Tabana kuvvet burnunun dikine katıl bir kervana, yürü …
Bu aykırı derviş gruplarının Anadolu’daki takipçileri olarak tarihi kayıtlardan 13 ila 16’nci asırlarda Kalenderler, Haydarîler, Rûm Abdâlları ,Camîler, Şems-i Tebrîzîler gibi farklı grupları ortaya koyuyor tarihi kayıtlar.
Dahası için sizi meraklandırdığımı umuyorum.
İlginizi çektiyse işte adres:
Tanrının Kural tanımaz Kulları. İslam Dünyasında Derviş Toplulukları (1200-1550) . Yazarı Ahmet T. Karamustafa. Eser yapı Kredi yayınlarından çıkmış. Çevirisi Ruşen Sezer’e ait.
Bu dönem siyasi tarihi okurken bir de bu kural tanımaz grupların beldenizde sultanlığınızda beyliğinizde ikamet edip gezdiklerini düşünün derim. Ahaliden nasıl tepki alırlardı?
Siz onlara nasıl davranırdınız?
Anarşist gözüyle mi bakardınız?